19 Aralık 2012 Çarşamba

2013'ün Siyah Kuğuları

"Siyah Kuğu" terimi ilk olarak Nassim Nicholas Taleb'in 2007'de yayınlanan kitabıyla kullanılmaya başlandı. Eski bir hikayeye göre batıda herkes kuğuların beyaz olduğuna inanırdı. Avrupalı kaşiflerin Avustralya'da siyah kuğuları keşfetmesiyle bu varsayımın çok da doğru olmadığı anlaşıldı.
Meselenin özü: Herşey mümkündür. Hatta hiç gerçekleşmeyeceğini düşündüğünüz olaylar bazen sizi yanıltabilir. Sadece yanıltmakla kalmaz, gerçekleşmesi muhtemel olaylardan daha büyük etkiler bırakır. 11 Eylül olayları, 2008 krizi, Lehman Brothers'ın iflası veya 1990'da Irak'ın Kuveyt işgali gibi...
Deutsche Bank'ın 2013 yılı için yayınladığı raporlardan birinde gerçekleşmesi çok da mümkün olmayan ama siyah kuğular gibi ihtimali düşük de olsa gerçekleşmesi muhtemel olaylara yer verilmiş.
 
1. Amerika Merkez Bankası'nın pek de alışık olmadığımız bir para politikası uygulamasıyla piyasalardan hisse senedi alması
2. Yunanistan'ın Akdeniz'de tüm borçlarını ödeyecek miktarda bir gaz rezervi keşfetmesi
Bu da olursa söylencek tek kelime kalır geriye. "Yuh artık ya!"
3. İsveç, Türkiye ve Brezilya'nın Orta Doğu'ya barış getirmesi
İyi güzel söylemişsiniz de siz inandınız mı buna?
4. İngiliz hükümetinin düşmesi
5. Merkez bankalarının negatif faiz uygulaması
6. Kuzey Kore'nin politik açılımı
7. İran'ın daha yumuşak bir dış politika benimsemesi
Ben buna da inanmadım. Bizim kadar anormal komşuları olan başka ülke var mıdır acaba?
8. Hisse senedi ve döviz arasındaki korelasyonun kırılması
9. Güney Çin denizindeki anlaşmazlıkların patlak vermesi
Kardak krizi sadece bize özgü bi olay değilmiş demek ki... Boş adaya SAT komandosu çıkarmalar, it dalaşına girmeler gibi bilimum konularda danışmanlık verebiliriz.
10. Avrupa'nın Sahara çölünden güneş enerjisi elde etmesi
11. İklim değişikliğinin finansal piyaları etkilemesi
Finansal piyasaları bilmem ama kişisel hesapları etkilediği gerçek. Mantolama şart.
12. Gelişmekte olan ülkelerde bono piyasalarının aşırı büyüme sonucu patlak vermesi
Türkiye'den de bahsetmişler burada. Allah sonumuzu hayretsin.
13. Malezya'da 40 yıldır iktidarı elinde tutan partinin seçimleri kaybetmesi
Parti değil padişahlık olmuş artık bunlarınki...

17 Aralık 2012 Pazartesi

Neden Yoksulluk?

Yoksulluğun ne olduğunu, neden kaynaklandığını biliyor muyuz? Altyapı yetersizliği, salgın hastalıklar...? Yoksulluk kaçınılmaz mı?

Merkez Bankası'nın verilerine göre Dünya nüfusunun dörtte biri yoksulluk sınırı olan $1.25'ın altında bir gelirle yaşamak zorunda kalıyor.

İnsanların bilinçlenmesini amaçlayan "Why Poverty?" bu konuda çektiği belgesel ve kısa filmlerle bu sorunun çözümüne katkıda bulunmayı amaçlıyor.

http://www.whypoverty.net/

17 Eylül 2012 Pazartesi

Türkiye Ekonomisinin Kısır Döngüsü; Cari Açık ve Bütçe Açığı


Maliye Bakanlığı'nın bugün açıkladığı bütçe raporuna göre 2011 Ocak-Ağustos döneminde 2 milyar 105 milyon lira fazla verirken, bu yılın aynı döneminde 8 milyar 520 milyon lira açık verdi. Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise vergi gelirleri tahsilatının %7.5 oranında artmasına rağmen, %9.7 artan TÜFE'nin altında kalması. Yani reel olarak vergi gelirleri azalmış.
Öte yandan Ocak-Mayıs 2012 itibariyle Türkiye'nin 5 aylık cari açığı 27 milyar dolar seviyesinde kalmıştı. Geçen yılın aynı döneminde gerçekleşen 37 milyar dolara oranla cari açıkta 10 milyar dolarlık azalma olmuş.
İki açık arasındaki ilişki bu rakamlardan açıkça görülüyor. Bütçenin fazla verdiği zamanlarda cari açık artıyor. Çünkü üretim, tüketim ve yatırım harcamalarımızı ithalat üzerinden yapıyoruz. Devlet de vergiyi birçok ülkede olduğu gibi gelir üzerinden değil de ağırlıklı olarak bu harcamalar üzerinden alınan dolaylı vergilerle topluyor. Dolayısıyla bu harcamaları arttırdığımızda devletin kasasına giren vergi miktarı artıyor ve bütçe fazla veriyor.
Ekonomi fazla ısındı yumuşak inişe geçelim dediğimiz zaman da cari açık düşerken bu sefer bütçe açığı artmaya başlıyor. Harcamalarımız azaldığı için bu harcamalardan devletin elde ettiği vergi de azalıyor.
Türkiye'nin önceki dönemlerde uyguladığı ekonomi politikalarından kaynaklanan bu kısır döngüden kurtulması gerekiyor. Bu konuda yapılması gereken iki şey var. Birincisi iç kaynaklara dayalı üretimi ve ihracatı artırmak. İkincisi de vergi politikasını düzeltmek.
 

24 Ağustos 2012 Cuma

Fitch Bu Sefer Güldürdü

Geçtiğimiz dönemdeki raporlarıyla bir kısım politikacıları kızdıran Fitch Ratings, Türkiye'nin notunu artırabileceğinin sinyallerini verdi.

Raporda yumuşak inişin yolunda gittiği belirtilirken, büyüme rakamlarının tutturulması, cari açığın azalması ve enflasyonun hedeflenen seviyelere gelmesi halinde kredi notunun BBB-'den BB+'ya çekilebileceği açıklandı.

http://www.fitchratings.com/creditdesk/press_releases/detail.cfm?pr_id=758625

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kriz Ekonomisi (Crisis Economics) - Nouriel Roubini

Bu sayfada kendi yazılarımın yanısıra okuduğum kitaplar hakkında da bilgi vermeye çalışacağım. Bunlardan ilki Roubini'nin yazdığı Crisis Economics adlı kitap. New York Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olarak çalışan Nouriel Roubini, ABD'de mortgage piyasasında başlayan ve tüm dünyayı etkileyen 2008 krizinden sonra adını tüm dünyaya duyurdu. 2006 yılında yaptığı açıklamalarda krizden bahseden Roubini'ye o dönem kimse inanmak istemese de gelişmeler onu haklı çıkarmıştı. Öngörülerinin doğru çıkmasından sonra kendisine birçok lakap takıldı. En çok bilineni çizgi romanlardan tanıdığımız Dr. Doom. Ülkemizde kriz kahini diyenler de var.
Bu kitabında Roubini, başlarda tarih boyunca yaşanan krizlerle ilgili bilgi verirken sonraki bölümlerde bundan sonra yaşanabilecek krizleri engellemek için yapılması gerekenlere değiniyor.
Piyasada kitabın hem Türkçe hem de İngilizce baskısını bulabilirsiniz.






11 Temmuz 2012 Çarşamba

Zenginler Kazandığı Parayı Ne kadar Hak Ediyor?

Uluslararası araştırma şirketi Globescan'in yaptığı araştırmaya göre Türkiye'de zenginlerin kazandığı parayı hakettiğini düşünenlerin oranı sadece %20. Avustralya %61 oranla ilk sırayı alırken, krizle boğuşan Yunanistan %9 oranla son sırada. 23 ülkeyi kapsayan araştırma sonuçları uluslararası toplumun ekonomik eşitsizlik konusundaki endişelerini ortaya koyuyor. Ekonomik sorunlar yaşayan ülkelerde oran düşerken; Avustralya ve Kanada gibi ülkelerde oran daha yüksek.
Income ve Wealth Inequality farklı kavramlar olsa da aslında birbiriyle yakından ilişkili. Gelir belirli bir süre içerisinde iş veya emeklilik gibi yollardan kazanılan parayla ifade edilirken, servet hali hazırda insanların sahip olduklarıyla tanımlanıyor. Bu tanıma göre varlıklı aileler düşük gelire sahip olmalarına rağmen varlıklarından elde ettikleri gelirle yaşamlarını iyi bir şekilde sürdürebiliyor.

Bu eşitsizliği yaratan en önemli ögelerden bir tanesi merkez bankalarının uyguladığı para politikası. Örnegin faizlerin yüksek olduğu bir ortamda varlıkların getirisiyle zenginler daha da zenginleşirken, elinde varlık bulundurmadığı için yatırım yapamayan kesim enflasyonun da etkisiyle fakirleşiyor. Gelirden farklı olarak serveti sonraki nesillere miras bırakma şansınız var. Dolayısıyla nesiller boyu bu servet katlanarak artmaya devam ediyor.

Yüksek varlık sahibi bireyler bunları genelde hisse senedi ve bono gibi paranın değerini artıran yatırımlarda değerlendirme şansına sahip. Diğer kesim paralarını tasarruf hesabı ve mortgage gibi araçlara yönlendirdiği için sadece geçimini sağlayabiliyor.

Yine vergi politikasından da bahsedilebilir. Dolaylı ve dolaysız vergilerin oranı önemli bir nokta. 2008 krizinden sonra Obama'nın açıklamalarıyla başlayan zenginlerden daha fazla vergi alınması konusu hala tartışılıyor. "Sizce ekonomiyi güçlendirmek için hangisi daha iyi bir yol? Milyonerlere vergi indirimi mi, yoksa eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerine yatırım yapmak mı?"

Warren Buffett da Buffett Rule diye adlandırılan önerisiyle yılda bir milyon dolardan fazla kazananların %30 vergi ödemesini talep etmişti. Amerika'daki yasal boşluklar yüzünden 2008 yılında en çok kazanan 400 vergi mükellefi ortalama %18'in altında vergi ödemiş. Her biri ortalama 270 milyon dolar gelir elde etmesine rağmen ödedikleri vergi orta sınıf vatandaşların ödediklerinden oldukça düşük.

Senatör Bernie Sanders'in bu konuda yaptığı konuşma 16 Nisan 2012 tarihli konuşma.


Wealth Inequality ile ilgili olarak detaylı bilgi için bu kitaba göz atabilirsiniz.
http://www.amazon.com/99-Wealth-Inequality-Wrecking-World/dp/1609945921
Globescan araştırmasının devamı burada.

20 Haziran 2012 Çarşamba

Moody's Türkiye'nin Notunu Artırdı

Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody's, Türkiye'nin kredi notunu bir kademe artırarak Ba2'den Ba1'e çekerken görünümü de pozitifte tuttu. Yapılan açıklamada artışın nedeni olarak; kamu maliyesindeki önemli gelişmeler, bilanço tablosunun şoklara karşı dayanıklılığının artırılması ve cari açığı azaltmaya yönelik uygulanan politikalar gösterildi. Ayrıca raporda kamu maliyesi verilerinin olumlu olduğu ve ilerleyen dönemlerde ödemeler dengesi şoklarına karşı dayanıklılık artırıldığı takdirde yatırım notunun da yükseltilebileceği belirtildi.
Global piyasalardaki kötü gidiş ve büyüme hızındaki düşüşe rağmen, hükümetin borç yükünü son yıllarda kayda değer şekilde azaltması not artırımını etkilemiş görünüyor. Moody's verilerine göre 2009'dan sonra hükümet harcamalarının GSYH'ya oranı %40.1'den %37.4'e düşerken, gelirler %34.2'den %36.4'e çıkmış. Yani kemer sıkmak için sadece vergilere yüklenmemiş hükümet aynı zamanda giderleri de kısmış.
Ayrıca raporda dış şoklara karşı ülkenin en zayıf noktaları olan; ithalatın ihracat içerisindeki yüksek payı, düşük tasarruf oranı ve sığ döviz rezervleri gibi konularda yapılan iyileştirmelerden de söz edilmiş. Geçtiğimiz nisan ayında enerji, otomotiv ve madencilik gibi sektörlerde ara ürün ithalatını azaltmak için yerli üretim teşvik paketi açıklanmıştı. Bu sayede hükümet doğrudan yatırımlarla ithalatı azaltıp cari açığı düşürmeyi planlıyor. Sıcak para akışını sağlamaktansa bu tür yollarla cari açığı kalıcı olarak finanse etmenin daha sağlıklı olduğunu önceki yazılarda belirtmiştik.
Bunlarla beraber ekonominin hacmi ve dinamizmi, ihracat pazarlarının sadece Avrupa'ya bağımlı kalmadan çeşitlendirilmesi ve sağlam bankacılık sektörü gibi etkenler Türkiye'nin avantajları olarak gösterilmiş.
Herşeye rağmen, yurtdışı kaynaklı bir şok ve bunun devamında para kaynaklarının kesilmesi olumlu görünümü tersine çevirebilir. Son yıllarda yaşanan olumlu gelişmeleri göz ardı etmek hata olur ama hala ince bir ip üstünde yürüdüğümüz unutulmamalı.

14 Haziran 2012 Perşembe

GSYH Mutluluk Getirir mi?

Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, GSYH (GDP, Gross Domestic Product) yani bir ülke içerisinde üretilen mal ve hizmetin toplam değeri... Tüm dünyada kabul gören ama aynı zamanda tartışılan bir metot... Üretim, gelir ve giderler üzerinden üç farklı yolla hesaplanabiliyor. TÜİK 1998 yılını baz alarak üretim yoluyla yaptığı hesaplamayı şu şekilde tanımlıyor; üretim yöntemiyle gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH), bir ekonomide yerleşik olan üretici birimlerin belli bir dönemde, yurtiçi faaliyetleri sonucu yaratmış oldukları tüm mal ve hizmetlerin değerleri toplamından bu mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılan girdiler toplamının düşülmesi sonucu elde edilen değerdir.

Eğer büyümeden kastınız, üretilen mal ve hizmetlerin değer artışıysa, enflasyon etkisinden arındırılmış GSYH hesabı muhtemelen işinizi görür. Tek bir rakamla ekonominin gidişatı hakkında fikir sahibi olabilirsiniz. Diğer yandan bizim gibi sıradan insanlar için daha önemli olan eğitim ve sağlık imkanları gibi değişkenleri ölçmeniz mümkün değil. Ayrıca trafik kazaları arttığında veya deprem, tsunami benzeri doğal afetler sonrasında da GSYH artış gösterir. Asya'daki gibi bir tsunami altyapıyı, küçük esnafı, mikroekonomiyi silip süpürürken sonraki yılda hükümetin yaptığı yeni binalar, yatırım vb. sayesinde GSYH artabilir. Kısaca söyleyecek olursak; bir ülkede gelir artışının yüksek oluşu o ülkenin gelişmiş bir ülke olarak adlandırılabilmesi için yeterli değildir.

New York Times'ta yer alan bir makalede bu konuyu açıklamak için yüksek-GSYH ve düşük-GHYH şeklinde adlandırılan iki kişinin hayatından bahsediliyor. Yüksek-GSYH işyerinden uzakta yaşadığı için işe arabayla gidiyor. Trafikte uzun zaman geçirdiği için hem arabasını sık sık servise götürmesi veya değiştirmesi gerekiyor. Bu sırada stres yüzünden sağlığı da kötüye gittiğinden tedavi ve ilaç masrafları da faturaya ekleniyor. Çok çalışıp çok harcıyor. Fazla vakti olmadığı için eşiyle beraber dışarda yemek yiyor, çocuk bakıcısı ve gündelikçi çalıştırıyor. Yoğun çalışma temposu nedeniyle uzun tatillere de çıkamıyor.

Diğer yanda düşük-GSYH yemek, temizlik ve çocuk bakımı gibi işleri eşiyle beraber yapıyor ve uzun tatillere çıkıyor. Yüksek-GSYH kitap alırken, düşük-GSYH kütüphaneden ödünç alıyor. Yüksek-GSYH spor salonuna yazılırken, düşük-GSYH sahilde koşmayı tercih ediyor.
Ekonomik açıdan baktığınız zaman yüsek-GSYH, diğerinden çok daha üstün durumda. Maaşı daha yüksek, haliyle harcamaları da... Ama daha iyi bir hayat sürdüğünü söyleyemeyiz. Evinde alarm olması kendini güvende hissettiği anlamına gelmez. Trafikte çok zaman harcayıp bol bol benzin yaktığı için daha temiz bir çevrede yaşadığından da bahsedemeyiz.

GSYH hesaplamasındaki açıkların farkında olan OECD, bu açıkları kapatmak için yeni bir yöntem kullanıyor. Barınma (ev sahibi olma), gelir seviyesi, iş imkanı, toplumsal bağ (sosyal destek), eğitim, çevre, sivil katılım (seçimlere katılım oranı), sağlık (beklenen yaşam süresi), yaşam memnuniyeti, güvenlik (intihar ve saldırı oranı) ve iş hayatı-özel hayat dengesi olmak üzere 11 değişken üzerinden ülkeler değerlendiriliyor. Avustralya, Norveç ve ABD'nin ilk üç sırayı aldığı listede ne yazık ki Türiye OECD ülkeleri arasında sonuncu sırada.

2012 raporunda Türkiye'nin son yıllarda yaptığı atılıma dikkat çekilse de birçok konuda diğer ülkelerin oldukça gerisinde olduğu vurgulanıyor. Araştırma sonuçlarına göre sırasıyla güvenlik, sivil katılım ve sağlık en iyi 3 başlık olurken; toplumsal bağ, gelir ve yaşam memnuniyeti son 3 sırada yer almış. Yardımsever bir millet olduğumuzu düşünsek de zor durumda kaldığında çevresindeki insanlardan yardım alabileceğini düşünenlerin oranı (%69) OECD ülkelerinin (%91) gerisinde. TÜİK verilerine göre 2011 yılı kişi başına GSYH 10.444 Dolar, OECD ortalamasıysa 22.837 Dolar. Yaşam memnuniyeti anketine biz ortalamada 10 üzerinden 5.3 verirken, OECD ortalaması 6.7. Erkeklerin ortalaması kadınlardan daha düşük çıkmış. Yani kadınlar az da olsa daha mutlu...


1 Haziran 2012 Cuma

Türkiye Ekonomisi Cari Açık ve Çözümü

Son yıllardaki ekonomik çıkışıyla dikkatleri üzerine çeken Türkiye; Meksika, Endonezya ve Güney Kore'yle birlikte gelişmekte olan ülkeler arasında gösteriliyor. BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) kısaltmasını ekonomi literatürüne sokan Jim O'neill, Türkiye'yi de kapsayan bu dört ülke için MIST kısaltmasını kullanıyor.

Türkiye için işler iyi gidiyor gibi görünse de enflasyon ve cari açık en büyük iki sorun olarak göze çarpıyor. İki yıl üstüste %8-9 seviyelerinde büyüyen ekonomiyi yumuşak inişle soğutmayı düşünen Merkez Bankası enflasyonu kontrol altına almaya çalışıyor. Sene başında doların çıkışını kesmek için rezervleri eritmek pahasına piyasaya dolar satmasının sebebi de buydu. İç üretim ağırlıklı olarak ara mal ithalatına dayandığı için döviz kurunun yükselmesi aynı zamanda maliyet artışı ve enflasyon anlamına geliyor.

Cari açığı (current-account deficit) kapatmak için yabancı sermayeye olan bağımlılığın artması ülkenin dış şoklara karşı direncini azaltıyor. Üstelik yabancı sermayenin büyük kısmı green field investment denilen kalıcı yatırımlar değil de sıcak para şeklinde geliyor. Bu durum da kriz dönemlerinde sıcak paranın yurtdışına çıkmasına dolayısıyla Türk Lirası'nın değerinin düşmesine ve iç tüketimin azalmasına yol açıyor.

Öte yandan bankaların sağlam yapıda olması, kamu borcu ve bütçe açığındaki düşüş Türkiye'nin hanesine yazılması gereken iyi notlar.

Cari açığın nedenlerinden biri tasarruflarla yatırımlar arasında fark olmasıdır. Yurtiçinde yapılacak yatırımlar için yeterli tasarruf olmadığı için bu açık yurtdışından giderilir. Yani dışarıya borçlanırsınız. Kısa vadede tüketimi kısmak için faizlerin artırılması düşünülebilir ama bu durum daha fazla sıcak para girmesine neden olabilir. Türk lirasının değeri artar ihracatın rekabet gücü düşer. Üstelik faiz oranlarıyla tasarruf arasındaki ilişki düşünüldüğü kadar kuvvetli değildir. Yani faizlerin artırılması insanların harcamalarını keseceği anlamına gelmez...

Türkiye için kısa vadede cari açığı sıcak parayla finanse etmekten başka çözüm yolu yok gibi. Özellikle cari açığı oluşturan en büyük kalemin yüksek enerji ithalatı olduğunu düşünürsek... Bir süre bu durumla yaşamak mümkün görünse de uzun vadede ekonominin yapısında köklü değişiklikler yapmak gerekiyor. Taşıma suyla değirmen de bir yere kadar...

Ve uzun vadede yapılması gerekenler...

Uzun vadede türk lirasının aşırı değerlenmesini engelleyerek ihracatçı firmalara rekabet avantajı yaratmak gerekir. İthalata kısıtlama getirirken aynı zamanda yerli üreticileri teşvikle canlandırıp uluslararası piyasalarla rekabet edebilir duruma getirmek lazım. Borç krizi ve kemer sıkma politikaları nedeniyle Avrupa pazarında tüketimin düşeceğini göz önünde bulundurursak yeni pazarlara yönelmek krizi atlatmak açısından en iyi hamle olacaktır. Burada Türkiye'nin dış politikası ve Arap Baharı çok önemli etkenler. Politik açıdan ne kadar güçlüyseniz ekonomik açıdan da o kadar güçlü olursunuz. 

Ayrıca Türkiye genç nüfusa sahip bir ülke bu da tasarruftan çok tüketim demek. Nüfus yaşlandıkça harcamalar azalıp tasarruflar artacağı için cari açık da bir miktar düşecektir.

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Avrupa Kaplanları; Türkiye ve Polonya


MarketWatch sitesinde yayınlanan özel raporda Türkiye ve Polonya'nın son yıllarda gösterdiği performansa dikkat çekilirken, bu iki ülkenin bölgede önemli fırsatlar sunduğu belirtildi. Genç nüfus, düşük borç seviyesi ve yükselen orta sınıf gibi özellikleriyle "Yeni Kaplanlar" olarak adlandırılan iki ülke için işler iyi görünse de yüksek işsizlik rakamları, dalgalı kur ve yabancı yatırıma bağımlılık rüzgarı tersine çevirebilir.
2008 krizinden etkilenmeyen tek Avrupa ülkesi olan Polonya, IMF verilerine göre bu süre zarfında %15 büyüdü. Türkiye ise kriz nedeniyle 2009 yılında %4.8 küçülmesine rağmen, çabuk toparlanarak 2010'da %9, 2011'de %8.5 büyüme gösterdi. Polonya'ya göre daha yüksek nüfus ve daha düşük kişi başına milli gelire sahip olan Türkiye'nin en büyük sorunu cari açık. (2010 verilerine göre Türkiye nüfusu 75 milyon, kişi başına düşen milli gelir 9.890 $) Dış şoklara karşı kırılganlığı artırması sebebiyle yüksek cari açık ülkenin aşil topuğu olarak gösteriliyor. Önümüzdeki iki yıl Türkiye ekonomisinin %2.3 ve 3.2 büyümesi bekleniyor.

Bu arada 2012 Avrupa Şampiyonası için yapılan stat, tesis, vs. harcamalarının da Polonya ekonomisine etkisini hatırlatmakta fayda var. Avrupa Birliği'nden aldıkları yardımı da düşünürsek Türkiye'nin bu sürede gösterdiği gelişme daha anlamlı hale geliyor.
Raporda ayrıca Turkcell CEO'su Süreyya Ciliv'le yapılan bir röportaj da var.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

2012'nin En İyi 100 Markası

Her yıl en iyi markaların açıklandığı listede bu yıl ilk 3 sırayı Apple, IBM ve Google alırken; geçen seneye göre marka değerini %74 artıran Facebook da en çok yükselen marka oldu. BRIC ülkelerindeki ekonomik yavaşlama, Avrupa borç krizi ve Amerika'daki siyasi belirsizlik gibi sebepler birçok markanın değer kaybetmesine yol açtı.

Millward Brown tarafından hazırlanan listede marka değerini hesaplamak için finansal değer ve pazar araştırmasıyla elde edilen marka algısı kullanılıyor.

İşte ilk 10 marka;
1. Apple (182 milyon $)
2. IBM (115 milyon $)
3. Google (107 milyon $)
4. Mc Donald's
5. Microsoft
6. Coca-Cola
7. Marlboro
8. AT&T
9. Verizon
10. China Mobile

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Google, Motorola'yı Sonunda Aldı

Geçtiğimiz yıl 12.5 milyar dolar karşılığında Motorola Mobility'yi satın alacağını açıklayan Google, Çinli yetkililerin de onayıyla işlemi tamamladı. Anlaşma gereği önümüzdeki 5 yıl boyunca Android ücretsiz olarak telefonlara yüklenebilecek.
Motorola'nın tüm telefonlarında Android kullanması ve sahip olduğu geniş patent portfolyosu iki taraf için de avantaj sağlayabilir. Anlaşma onaylandıktan sonra Google hisseleri %2.3 değer kazandı.

http://www.msnbc.msn.com/id/47511661

http://www.google.com/finance?cid=694653#

Altın Fiyatları Nereye Gidiyor?

Ekonominin kötü gittiği zamanlarda altının güvenilir liman olarak tercih edildiği herkes tarafından bilinen bir gerçek ama son zamanlarda yaşananlar hiç de bu duruma uygun değil. Uzun bir ralli sonunda ons fiyatı $1.895'a çıkan altın son haftalarda  gerileyerek $1.600 seviyelerinin de altına düşmüş durumda. (1 ons yaklaşık 31.1 gr)
Avrupa Bölgesi'ndeki borç krizi ve Yunanistan'ın bölgeden ayrılacağı söylentileri yüzünden birçok yatırımcı altın fiyatlarının yükseleceğini öngörüyordu ama şu an görüntü bu yönde değil.

Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda var; altının yukarı yönlü hareketini enflasyonist baskılar tetikler. Ekonominin yavaşlamaya başladığı zamanlarda Merkez Bankası para politikası kullanıp piyasalara nakit pompaladığı için para değerini kaybeder. (monetary expansion, monetary stiumulus veya quantitative easing) Piyasalar da varlıkların değerini korumak için altına yönelir. Talep arttığı için fiyat da artar. Ama bu dönemde merkez bankalarının bu politikadan uzak durduğunu görüyoruz. Çok zor durumda kalmadıkça parasal genişleme yoluna gidilmiyor. Tabi bunun en büyük sebebi şimdiye kadar bu çözüm yolunun oldukça fazla kullanılmış olması. G8 zirvesinde bu yönde konuşmalar yapılsa da, Almanya'nın bu konuya oldukça mesafeli olduğunu biliyoruz. Fransa'nın yeni başbakanı François Hollande ve Obama'nın ısrarlarına rağmen, Merkel kemer sıkma politikasına devam edilmesi gerektiğini ifade etti. Son çeyrekte %0.5 büyüme gösteren bir Almanya'nın parasal genişlemeye gitmeyeceğini herkes tahmin ediyordur.

Amerika tarafında da işler çok farklı değil. Amerika Merkez Bankası (U.S. Federal Reserve, FED) önümüzdeki çeyrekte ekonomiyi stabilize etmeyi ve enflasyonu düşük tutmayı planlıyor. Beklentiler piyasaların orta ölçekte büyüyeceği yönünde. Faiz oranlarının sıfıra yakın seyretmesi bekleniyor. Bu durum dolar için de iyi bir işaret. Doların güçlenmesi altına olan talebin zayıflaması anlamına geliyor. Çünkü, yatırımcılar doların düştüğü zamanlarda altını tercih ediyor. 
Para politikasının yanında özellikle Avrupa'da işsizlik oranlarının artması da enflasyonun yükselmesini engelliyor.

Son günlerdeki artışın Çin'in ekonomiyi daha fazla desteklemek adına politika uygulayacağaını açıklamasının ardından gelmesi de bu tezi destekliyor. Yani altının önümüzdeki günlerde izleyeceği yön, merkez bankalarının politikaları ve dolayısıyla enflasyonun seyrine bağlı diyebiliriz.
Son olarak, altının yüksek likiditesi  sebebiyle kolay elden çıkarıldığını ve çalkantılı zamanlarda diğer zararları karşılamak için elden çıkarıldığını unutmamak lazım.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Ford'un Yeni Reklam Kampanyası: Go Further

Markaya yer verilmeyen reklam kampanyasıyla Ford, tüketicinin marka ve kalitesiyle ilgili ön yargısını değiştirmeyi planlıyor.

Detaylı bilgiye Advertising Age web sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.

http://adage.com/article/news/ford-plans-farther/234753/?utm_source=daily_email&utm_medium=newsletter&utm_campaign=adage

15 Mayıs 2012 Salı

Avrupa Bölgesi Resesyondan Kılpayı Kurtuldu

2011'in son çeyreğinde %0.3 küçülen Avrupa Bölgesi, 2012'nin ilk çeyreğini %0 büyümeyle kapattı. Birçok ekonomist tarafından kabul gören tanıma göre birbirini izleyen iki dönemde negatif büyüme resesyon anlamına geliyor.
Avrupa Birliği'nin resmi istatistik kurumu Eurostat'ın bugün açıkladığı verilere göre; geçen yılın ilk çeyreği ve 2011'in son çeyreğine kıyasla büyüme rakamları aynı kaldı.

Beklenildiği gibi Yunanistan, Portekiz, İtalya ve İspanya negatif büyürken, Almanya'nın ithalat ve iç tüketim kaynaklı %0.5 büyümesi Avrupa'yı ayakta tutmuş görünüyor. Borç krizini kemer sıkma politikalarıyla aşmaya çalışan ülkeler önümüzdeki dönemlerde de buna benzer tablolarla karşılaşabilir.


14 Mayıs 2012 Pazartesi

Avrupa Krizi; Yine, Yeniden

Fransa, Yunanistan ve son olarak Almanya seçim sonuçları Avrupa'da taşları tekrar yerinden oynatacak gibi görünüyor.

Büyük hayallerle kurulan Sarkozy-Merkel ortaklığı Fransa seçimlerinden sonra bozulmuştu. Almanya seçimleri de Merkel'i zor günlerin beklediğini gösteriyor. Avrupa'da genel olarak kemer sıkma politikalarına bir tepki olduğunu söyleyebiliriz.
Dört büyük partinin son toplantısından koalisyon çıkmaması Yunanistan'ı tekrar seçime götürüyor. Tıkanan süreç ülkeyi iflasa ve Euro Bölgesi'nden ayrılmaya götürebilir. AB Merkez Bankası yetkilileri durumu hoş karşılamasa da bu ihtimal ciddi olarak konuşulmaya başlandı. Bu ayrılığın hem birlik hem de Yunanistan'a yarardan çok zarar vereceği açık ama hangi taraf daha çok etkilenir bilinmez.

AB açısından bakarsak; bu durum en çok İspanya, Portekiz, İrlanda hatta İtalya gibi ülkeleri etkiler. Bankalardan büyük çıkışlar yaşanabilir ama Merkez Bankası'nın daha önce yaptığı gibi piyasaya likidite enjekte ederek bu durumu çözebileceğini düşünüyorum. Zaten piyasalar uzun zamandır bu ihtimale göre hareket ediyor. Yunanistan'ın küçük bir ülke olduğunu da göz önünde bulundurursak AB bu durumdan az hasarla kurtulabilir. Öte yandan, bu durum Yunanistan'a yeniden kendi ayakları üzerinde durmak için bir şans verebilir gibi görünse de Drahma'nın devalüasyonu enflasyon ve yüksek faiz oranlarını tetikleyebilir. Türkiye gibi ithalata dayalı bir ekonomiye sahip bir ülkede düşük kur üreticileri zor durumda bırakır. Tabi, iflastan sonra kimsenin kredi vermeye yanaşmayacağını da unutmamak lazım.

Avrupa'daki asıl sorun üyelerin birlikte hareket etmemesi. En başa dönecek olursak para politikasını (monetary policy) kontrol eden Merkez Bankası gibi bir kurum varken, mali politikayı (fiscal policy) kontrol eden ülkeler arası bir kurumun olmaması krizin en önemli nedenlerinden biriydi. Krizden çıkmak için üyelerin birlikte hareket etmesi şart. Aksi takdirde bu yangın büyüyerek tüm ülkelere sıçrayabilir.

Kısa vadede bütçe politikaları yerine para politikalarıyla yatırım ve büyümeyi artırıp yangının daha fazla büyümesini önlemek lazım. Orta vadedeyse yapısal reformlarla piyasaları düzenleyip, borç ve banka sorunlarına Avrupa çapında bir çözüm gerekiyor. 

8 Mayıs 2012 Salı

Fransa, Yunanistan Seçimleri ve Avrupa Krizi

Pozitif Limanlardan Negatif Sulara

Merkel-Sarkozy ikilisi Avrupa'yı fırtınadan kurtarıp limana ulaştırmaya çalışırken, son seçim sonuçlarıyla Avrupa yeni bir belirsizliğe yelken açtı. 1988'den beri sandıktan galip çıkan ilk sosyalist aday olan François Hollande seçimlerden sonra ilk konuşmasında kemer sıkma politikasından (austerity) vazgeçme sinyalleri verirken, Yunanistan seçimlerinin galibi Antonis Samaras da önceliğinin AB'de kalmak ve daha da önemlisi önceki hükümetin imzaladığı kurtarma anlaşmasını (bail-out) yeniden düzenlemek olduğunu söyledi. Samaras'ın söylemlerine rağmen, Yunanistan'ın önümüzdeki senelerde AB'den çıkacağını düşünenler az değil.

Dağılan oyların etkisiyle Yunanistan'da henüz güçlü bir hükümetin kurulmamış olması politik belirsizliği artırırken, kurtarma anlaşmasını da tehlikeye sokuyor. Eğer çoğunluk sağlanamazsa seçimler tekrarlanabilir.
Kemer sıkmaktansa büyüme politikasını tercih edip, borçları azaltacağını söyleyen Fransız liderin bunu nasıl başaracağı da merak konusu. Zira önümüzdeki yıl gayrisafi yurtiçi hasılanın %3.9'una ulaşması beklenen Fransa bütçe açığı, %3 olan AB hedeflerinin üzerinde.
Öte yandan seçimlerin etkisiyle düşüşe geçen euro kutlamaların uzun sürmeyeceğini gösteriyor.

http://www.bloomberg.com/quote/EURUSD:CUR