Para Politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Para Politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Zenginler Kazandığı Parayı Ne kadar Hak Ediyor?

Uluslararası araştırma şirketi Globescan'in yaptığı araştırmaya göre Türkiye'de zenginlerin kazandığı parayı hakettiğini düşünenlerin oranı sadece %20. Avustralya %61 oranla ilk sırayı alırken, krizle boğuşan Yunanistan %9 oranla son sırada. 23 ülkeyi kapsayan araştırma sonuçları uluslararası toplumun ekonomik eşitsizlik konusundaki endişelerini ortaya koyuyor. Ekonomik sorunlar yaşayan ülkelerde oran düşerken; Avustralya ve Kanada gibi ülkelerde oran daha yüksek.
Income ve Wealth Inequality farklı kavramlar olsa da aslında birbiriyle yakından ilişkili. Gelir belirli bir süre içerisinde iş veya emeklilik gibi yollardan kazanılan parayla ifade edilirken, servet hali hazırda insanların sahip olduklarıyla tanımlanıyor. Bu tanıma göre varlıklı aileler düşük gelire sahip olmalarına rağmen varlıklarından elde ettikleri gelirle yaşamlarını iyi bir şekilde sürdürebiliyor.

Bu eşitsizliği yaratan en önemli ögelerden bir tanesi merkez bankalarının uyguladığı para politikası. Örnegin faizlerin yüksek olduğu bir ortamda varlıkların getirisiyle zenginler daha da zenginleşirken, elinde varlık bulundurmadığı için yatırım yapamayan kesim enflasyonun da etkisiyle fakirleşiyor. Gelirden farklı olarak serveti sonraki nesillere miras bırakma şansınız var. Dolayısıyla nesiller boyu bu servet katlanarak artmaya devam ediyor.

Yüksek varlık sahibi bireyler bunları genelde hisse senedi ve bono gibi paranın değerini artıran yatırımlarda değerlendirme şansına sahip. Diğer kesim paralarını tasarruf hesabı ve mortgage gibi araçlara yönlendirdiği için sadece geçimini sağlayabiliyor.

Yine vergi politikasından da bahsedilebilir. Dolaylı ve dolaysız vergilerin oranı önemli bir nokta. 2008 krizinden sonra Obama'nın açıklamalarıyla başlayan zenginlerden daha fazla vergi alınması konusu hala tartışılıyor. "Sizce ekonomiyi güçlendirmek için hangisi daha iyi bir yol? Milyonerlere vergi indirimi mi, yoksa eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerine yatırım yapmak mı?"

Warren Buffett da Buffett Rule diye adlandırılan önerisiyle yılda bir milyon dolardan fazla kazananların %30 vergi ödemesini talep etmişti. Amerika'daki yasal boşluklar yüzünden 2008 yılında en çok kazanan 400 vergi mükellefi ortalama %18'in altında vergi ödemiş. Her biri ortalama 270 milyon dolar gelir elde etmesine rağmen ödedikleri vergi orta sınıf vatandaşların ödediklerinden oldukça düşük.

Senatör Bernie Sanders'in bu konuda yaptığı konuşma 16 Nisan 2012 tarihli konuşma.


Wealth Inequality ile ilgili olarak detaylı bilgi için bu kitaba göz atabilirsiniz.
http://www.amazon.com/99-Wealth-Inequality-Wrecking-World/dp/1609945921
Globescan araştırmasının devamı burada.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Altın Fiyatları Nereye Gidiyor?

Ekonominin kötü gittiği zamanlarda altının güvenilir liman olarak tercih edildiği herkes tarafından bilinen bir gerçek ama son zamanlarda yaşananlar hiç de bu duruma uygun değil. Uzun bir ralli sonunda ons fiyatı $1.895'a çıkan altın son haftalarda  gerileyerek $1.600 seviyelerinin de altına düşmüş durumda. (1 ons yaklaşık 31.1 gr)
Avrupa Bölgesi'ndeki borç krizi ve Yunanistan'ın bölgeden ayrılacağı söylentileri yüzünden birçok yatırımcı altın fiyatlarının yükseleceğini öngörüyordu ama şu an görüntü bu yönde değil.

Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda var; altının yukarı yönlü hareketini enflasyonist baskılar tetikler. Ekonominin yavaşlamaya başladığı zamanlarda Merkez Bankası para politikası kullanıp piyasalara nakit pompaladığı için para değerini kaybeder. (monetary expansion, monetary stiumulus veya quantitative easing) Piyasalar da varlıkların değerini korumak için altına yönelir. Talep arttığı için fiyat da artar. Ama bu dönemde merkez bankalarının bu politikadan uzak durduğunu görüyoruz. Çok zor durumda kalmadıkça parasal genişleme yoluna gidilmiyor. Tabi bunun en büyük sebebi şimdiye kadar bu çözüm yolunun oldukça fazla kullanılmış olması. G8 zirvesinde bu yönde konuşmalar yapılsa da, Almanya'nın bu konuya oldukça mesafeli olduğunu biliyoruz. Fransa'nın yeni başbakanı François Hollande ve Obama'nın ısrarlarına rağmen, Merkel kemer sıkma politikasına devam edilmesi gerektiğini ifade etti. Son çeyrekte %0.5 büyüme gösteren bir Almanya'nın parasal genişlemeye gitmeyeceğini herkes tahmin ediyordur.

Amerika tarafında da işler çok farklı değil. Amerika Merkez Bankası (U.S. Federal Reserve, FED) önümüzdeki çeyrekte ekonomiyi stabilize etmeyi ve enflasyonu düşük tutmayı planlıyor. Beklentiler piyasaların orta ölçekte büyüyeceği yönünde. Faiz oranlarının sıfıra yakın seyretmesi bekleniyor. Bu durum dolar için de iyi bir işaret. Doların güçlenmesi altına olan talebin zayıflaması anlamına geliyor. Çünkü, yatırımcılar doların düştüğü zamanlarda altını tercih ediyor. 
Para politikasının yanında özellikle Avrupa'da işsizlik oranlarının artması da enflasyonun yükselmesini engelliyor.

Son günlerdeki artışın Çin'in ekonomiyi daha fazla desteklemek adına politika uygulayacağaını açıklamasının ardından gelmesi de bu tezi destekliyor. Yani altının önümüzdeki günlerde izleyeceği yön, merkez bankalarının politikaları ve dolayısıyla enflasyonun seyrine bağlı diyebiliriz.
Son olarak, altının yüksek likiditesi  sebebiyle kolay elden çıkarıldığını ve çalkantılı zamanlarda diğer zararları karşılamak için elden çıkarıldığını unutmamak lazım.

14 Mayıs 2012 Pazartesi

Avrupa Krizi; Yine, Yeniden

Fransa, Yunanistan ve son olarak Almanya seçim sonuçları Avrupa'da taşları tekrar yerinden oynatacak gibi görünüyor.

Büyük hayallerle kurulan Sarkozy-Merkel ortaklığı Fransa seçimlerinden sonra bozulmuştu. Almanya seçimleri de Merkel'i zor günlerin beklediğini gösteriyor. Avrupa'da genel olarak kemer sıkma politikalarına bir tepki olduğunu söyleyebiliriz.
Dört büyük partinin son toplantısından koalisyon çıkmaması Yunanistan'ı tekrar seçime götürüyor. Tıkanan süreç ülkeyi iflasa ve Euro Bölgesi'nden ayrılmaya götürebilir. AB Merkez Bankası yetkilileri durumu hoş karşılamasa da bu ihtimal ciddi olarak konuşulmaya başlandı. Bu ayrılığın hem birlik hem de Yunanistan'a yarardan çok zarar vereceği açık ama hangi taraf daha çok etkilenir bilinmez.

AB açısından bakarsak; bu durum en çok İspanya, Portekiz, İrlanda hatta İtalya gibi ülkeleri etkiler. Bankalardan büyük çıkışlar yaşanabilir ama Merkez Bankası'nın daha önce yaptığı gibi piyasaya likidite enjekte ederek bu durumu çözebileceğini düşünüyorum. Zaten piyasalar uzun zamandır bu ihtimale göre hareket ediyor. Yunanistan'ın küçük bir ülke olduğunu da göz önünde bulundurursak AB bu durumdan az hasarla kurtulabilir. Öte yandan, bu durum Yunanistan'a yeniden kendi ayakları üzerinde durmak için bir şans verebilir gibi görünse de Drahma'nın devalüasyonu enflasyon ve yüksek faiz oranlarını tetikleyebilir. Türkiye gibi ithalata dayalı bir ekonomiye sahip bir ülkede düşük kur üreticileri zor durumda bırakır. Tabi, iflastan sonra kimsenin kredi vermeye yanaşmayacağını da unutmamak lazım.

Avrupa'daki asıl sorun üyelerin birlikte hareket etmemesi. En başa dönecek olursak para politikasını (monetary policy) kontrol eden Merkez Bankası gibi bir kurum varken, mali politikayı (fiscal policy) kontrol eden ülkeler arası bir kurumun olmaması krizin en önemli nedenlerinden biriydi. Krizden çıkmak için üyelerin birlikte hareket etmesi şart. Aksi takdirde bu yangın büyüyerek tüm ülkelere sıçrayabilir.

Kısa vadede bütçe politikaları yerine para politikalarıyla yatırım ve büyümeyi artırıp yangının daha fazla büyümesini önlemek lazım. Orta vadedeyse yapısal reformlarla piyasaları düzenleyip, borç ve banka sorunlarına Avrupa çapında bir çözüm gerekiyor.