Enflasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Enflasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2012 Cuma

Türkiye Ekonomisi Cari Açık ve Çözümü

Son yıllardaki ekonomik çıkışıyla dikkatleri üzerine çeken Türkiye; Meksika, Endonezya ve Güney Kore'yle birlikte gelişmekte olan ülkeler arasında gösteriliyor. BRIC (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) kısaltmasını ekonomi literatürüne sokan Jim O'neill, Türkiye'yi de kapsayan bu dört ülke için MIST kısaltmasını kullanıyor.

Türkiye için işler iyi gidiyor gibi görünse de enflasyon ve cari açık en büyük iki sorun olarak göze çarpıyor. İki yıl üstüste %8-9 seviyelerinde büyüyen ekonomiyi yumuşak inişle soğutmayı düşünen Merkez Bankası enflasyonu kontrol altına almaya çalışıyor. Sene başında doların çıkışını kesmek için rezervleri eritmek pahasına piyasaya dolar satmasının sebebi de buydu. İç üretim ağırlıklı olarak ara mal ithalatına dayandığı için döviz kurunun yükselmesi aynı zamanda maliyet artışı ve enflasyon anlamına geliyor.

Cari açığı (current-account deficit) kapatmak için yabancı sermayeye olan bağımlılığın artması ülkenin dış şoklara karşı direncini azaltıyor. Üstelik yabancı sermayenin büyük kısmı green field investment denilen kalıcı yatırımlar değil de sıcak para şeklinde geliyor. Bu durum da kriz dönemlerinde sıcak paranın yurtdışına çıkmasına dolayısıyla Türk Lirası'nın değerinin düşmesine ve iç tüketimin azalmasına yol açıyor.

Öte yandan bankaların sağlam yapıda olması, kamu borcu ve bütçe açığındaki düşüş Türkiye'nin hanesine yazılması gereken iyi notlar.

Cari açığın nedenlerinden biri tasarruflarla yatırımlar arasında fark olmasıdır. Yurtiçinde yapılacak yatırımlar için yeterli tasarruf olmadığı için bu açık yurtdışından giderilir. Yani dışarıya borçlanırsınız. Kısa vadede tüketimi kısmak için faizlerin artırılması düşünülebilir ama bu durum daha fazla sıcak para girmesine neden olabilir. Türk lirasının değeri artar ihracatın rekabet gücü düşer. Üstelik faiz oranlarıyla tasarruf arasındaki ilişki düşünüldüğü kadar kuvvetli değildir. Yani faizlerin artırılması insanların harcamalarını keseceği anlamına gelmez...

Türkiye için kısa vadede cari açığı sıcak parayla finanse etmekten başka çözüm yolu yok gibi. Özellikle cari açığı oluşturan en büyük kalemin yüksek enerji ithalatı olduğunu düşünürsek... Bir süre bu durumla yaşamak mümkün görünse de uzun vadede ekonominin yapısında köklü değişiklikler yapmak gerekiyor. Taşıma suyla değirmen de bir yere kadar...

Ve uzun vadede yapılması gerekenler...

Uzun vadede türk lirasının aşırı değerlenmesini engelleyerek ihracatçı firmalara rekabet avantajı yaratmak gerekir. İthalata kısıtlama getirirken aynı zamanda yerli üreticileri teşvikle canlandırıp uluslararası piyasalarla rekabet edebilir duruma getirmek lazım. Borç krizi ve kemer sıkma politikaları nedeniyle Avrupa pazarında tüketimin düşeceğini göz önünde bulundurursak yeni pazarlara yönelmek krizi atlatmak açısından en iyi hamle olacaktır. Burada Türkiye'nin dış politikası ve Arap Baharı çok önemli etkenler. Politik açıdan ne kadar güçlüyseniz ekonomik açıdan da o kadar güçlü olursunuz. 

Ayrıca Türkiye genç nüfusa sahip bir ülke bu da tasarruftan çok tüketim demek. Nüfus yaşlandıkça harcamalar azalıp tasarruflar artacağı için cari açık da bir miktar düşecektir.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Altın Fiyatları Nereye Gidiyor?

Ekonominin kötü gittiği zamanlarda altının güvenilir liman olarak tercih edildiği herkes tarafından bilinen bir gerçek ama son zamanlarda yaşananlar hiç de bu duruma uygun değil. Uzun bir ralli sonunda ons fiyatı $1.895'a çıkan altın son haftalarda  gerileyerek $1.600 seviyelerinin de altına düşmüş durumda. (1 ons yaklaşık 31.1 gr)
Avrupa Bölgesi'ndeki borç krizi ve Yunanistan'ın bölgeden ayrılacağı söylentileri yüzünden birçok yatırımcı altın fiyatlarının yükseleceğini öngörüyordu ama şu an görüntü bu yönde değil.

Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda var; altının yukarı yönlü hareketini enflasyonist baskılar tetikler. Ekonominin yavaşlamaya başladığı zamanlarda Merkez Bankası para politikası kullanıp piyasalara nakit pompaladığı için para değerini kaybeder. (monetary expansion, monetary stiumulus veya quantitative easing) Piyasalar da varlıkların değerini korumak için altına yönelir. Talep arttığı için fiyat da artar. Ama bu dönemde merkez bankalarının bu politikadan uzak durduğunu görüyoruz. Çok zor durumda kalmadıkça parasal genişleme yoluna gidilmiyor. Tabi bunun en büyük sebebi şimdiye kadar bu çözüm yolunun oldukça fazla kullanılmış olması. G8 zirvesinde bu yönde konuşmalar yapılsa da, Almanya'nın bu konuya oldukça mesafeli olduğunu biliyoruz. Fransa'nın yeni başbakanı François Hollande ve Obama'nın ısrarlarına rağmen, Merkel kemer sıkma politikasına devam edilmesi gerektiğini ifade etti. Son çeyrekte %0.5 büyüme gösteren bir Almanya'nın parasal genişlemeye gitmeyeceğini herkes tahmin ediyordur.

Amerika tarafında da işler çok farklı değil. Amerika Merkez Bankası (U.S. Federal Reserve, FED) önümüzdeki çeyrekte ekonomiyi stabilize etmeyi ve enflasyonu düşük tutmayı planlıyor. Beklentiler piyasaların orta ölçekte büyüyeceği yönünde. Faiz oranlarının sıfıra yakın seyretmesi bekleniyor. Bu durum dolar için de iyi bir işaret. Doların güçlenmesi altına olan talebin zayıflaması anlamına geliyor. Çünkü, yatırımcılar doların düştüğü zamanlarda altını tercih ediyor. 
Para politikasının yanında özellikle Avrupa'da işsizlik oranlarının artması da enflasyonun yükselmesini engelliyor.

Son günlerdeki artışın Çin'in ekonomiyi daha fazla desteklemek adına politika uygulayacağaını açıklamasının ardından gelmesi de bu tezi destekliyor. Yani altının önümüzdeki günlerde izleyeceği yön, merkez bankalarının politikaları ve dolayısıyla enflasyonun seyrine bağlı diyebiliriz.
Son olarak, altının yüksek likiditesi  sebebiyle kolay elden çıkarıldığını ve çalkantılı zamanlarda diğer zararları karşılamak için elden çıkarıldığını unutmamak lazım.