Uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody's, Türkiye'nin kredi notunu bir kademe artırarak Ba2'den Ba1'e çekerken görünümü de pozitifte tuttu. Yapılan açıklamada artışın nedeni olarak; kamu maliyesindeki önemli gelişmeler, bilanço tablosunun şoklara karşı dayanıklılığının artırılması ve cari açığı azaltmaya yönelik uygulanan politikalar gösterildi. Ayrıca raporda kamu maliyesi verilerinin olumlu olduğu ve ilerleyen dönemlerde ödemeler dengesi şoklarına karşı dayanıklılık artırıldığı takdirde yatırım notunun da yükseltilebileceği belirtildi.
Global piyasalardaki kötü gidiş ve büyüme hızındaki düşüşe rağmen, hükümetin borç yükünü son yıllarda kayda değer şekilde azaltması not artırımını etkilemiş görünüyor. Moody's verilerine göre 2009'dan sonra hükümet harcamalarının GSYH'ya oranı %40.1'den %37.4'e düşerken, gelirler %34.2'den %36.4'e çıkmış. Yani kemer sıkmak için sadece vergilere yüklenmemiş hükümet aynı zamanda giderleri de kısmış.
Ayrıca raporda dış şoklara karşı ülkenin en zayıf noktaları olan; ithalatın ihracat içerisindeki yüksek payı, düşük tasarruf oranı ve sığ döviz rezervleri gibi konularda yapılan iyileştirmelerden de söz edilmiş. Geçtiğimiz nisan ayında enerji, otomotiv ve madencilik gibi sektörlerde ara ürün ithalatını azaltmak için yerli üretim teşvik paketi açıklanmıştı. Bu sayede hükümet doğrudan yatırımlarla ithalatı azaltıp cari açığı düşürmeyi planlıyor. Sıcak para akışını sağlamaktansa bu tür yollarla cari açığı kalıcı olarak finanse etmenin daha sağlıklı olduğunu önceki yazılarda belirtmiştik.
Bunlarla beraber ekonominin hacmi ve dinamizmi, ihracat pazarlarının sadece Avrupa'ya bağımlı kalmadan çeşitlendirilmesi ve sağlam bankacılık sektörü gibi etkenler Türkiye'nin avantajları olarak gösterilmiş.
Herşeye rağmen, yurtdışı kaynaklı bir şok ve bunun devamında para kaynaklarının kesilmesi olumlu görünümü tersine çevirebilir. Son yıllarda yaşanan olumlu gelişmeleri göz ardı etmek hata olur ama hala ince bir ip üstünde yürüdüğümüz unutulmamalı.
Global piyasalardaki kötü gidiş ve büyüme hızındaki düşüşe rağmen, hükümetin borç yükünü son yıllarda kayda değer şekilde azaltması not artırımını etkilemiş görünüyor. Moody's verilerine göre 2009'dan sonra hükümet harcamalarının GSYH'ya oranı %40.1'den %37.4'e düşerken, gelirler %34.2'den %36.4'e çıkmış. Yani kemer sıkmak için sadece vergilere yüklenmemiş hükümet aynı zamanda giderleri de kısmış.
Ayrıca raporda dış şoklara karşı ülkenin en zayıf noktaları olan; ithalatın ihracat içerisindeki yüksek payı, düşük tasarruf oranı ve sığ döviz rezervleri gibi konularda yapılan iyileştirmelerden de söz edilmiş. Geçtiğimiz nisan ayında enerji, otomotiv ve madencilik gibi sektörlerde ara ürün ithalatını azaltmak için yerli üretim teşvik paketi açıklanmıştı. Bu sayede hükümet doğrudan yatırımlarla ithalatı azaltıp cari açığı düşürmeyi planlıyor. Sıcak para akışını sağlamaktansa bu tür yollarla cari açığı kalıcı olarak finanse etmenin daha sağlıklı olduğunu önceki yazılarda belirtmiştik.
Bunlarla beraber ekonominin hacmi ve dinamizmi, ihracat pazarlarının sadece Avrupa'ya bağımlı kalmadan çeşitlendirilmesi ve sağlam bankacılık sektörü gibi etkenler Türkiye'nin avantajları olarak gösterilmiş.
Herşeye rağmen, yurtdışı kaynaklı bir şok ve bunun devamında para kaynaklarının kesilmesi olumlu görünümü tersine çevirebilir. Son yıllarda yaşanan olumlu gelişmeleri göz ardı etmek hata olur ama hala ince bir ip üstünde yürüdüğümüz unutulmamalı.
