28 Mayıs 2012 Pazartesi

Avrupa Kaplanları; Türkiye ve Polonya


MarketWatch sitesinde yayınlanan özel raporda Türkiye ve Polonya'nın son yıllarda gösterdiği performansa dikkat çekilirken, bu iki ülkenin bölgede önemli fırsatlar sunduğu belirtildi. Genç nüfus, düşük borç seviyesi ve yükselen orta sınıf gibi özellikleriyle "Yeni Kaplanlar" olarak adlandırılan iki ülke için işler iyi görünse de yüksek işsizlik rakamları, dalgalı kur ve yabancı yatırıma bağımlılık rüzgarı tersine çevirebilir.
2008 krizinden etkilenmeyen tek Avrupa ülkesi olan Polonya, IMF verilerine göre bu süre zarfında %15 büyüdü. Türkiye ise kriz nedeniyle 2009 yılında %4.8 küçülmesine rağmen, çabuk toparlanarak 2010'da %9, 2011'de %8.5 büyüme gösterdi. Polonya'ya göre daha yüksek nüfus ve daha düşük kişi başına milli gelire sahip olan Türkiye'nin en büyük sorunu cari açık. (2010 verilerine göre Türkiye nüfusu 75 milyon, kişi başına düşen milli gelir 9.890 $) Dış şoklara karşı kırılganlığı artırması sebebiyle yüksek cari açık ülkenin aşil topuğu olarak gösteriliyor. Önümüzdeki iki yıl Türkiye ekonomisinin %2.3 ve 3.2 büyümesi bekleniyor.

Bu arada 2012 Avrupa Şampiyonası için yapılan stat, tesis, vs. harcamalarının da Polonya ekonomisine etkisini hatırlatmakta fayda var. Avrupa Birliği'nden aldıkları yardımı da düşünürsek Türkiye'nin bu sürede gösterdiği gelişme daha anlamlı hale geliyor.
Raporda ayrıca Turkcell CEO'su Süreyya Ciliv'le yapılan bir röportaj da var.

23 Mayıs 2012 Çarşamba

2012'nin En İyi 100 Markası

Her yıl en iyi markaların açıklandığı listede bu yıl ilk 3 sırayı Apple, IBM ve Google alırken; geçen seneye göre marka değerini %74 artıran Facebook da en çok yükselen marka oldu. BRIC ülkelerindeki ekonomik yavaşlama, Avrupa borç krizi ve Amerika'daki siyasi belirsizlik gibi sebepler birçok markanın değer kaybetmesine yol açtı.

Millward Brown tarafından hazırlanan listede marka değerini hesaplamak için finansal değer ve pazar araştırmasıyla elde edilen marka algısı kullanılıyor.

İşte ilk 10 marka;
1. Apple (182 milyon $)
2. IBM (115 milyon $)
3. Google (107 milyon $)
4. Mc Donald's
5. Microsoft
6. Coca-Cola
7. Marlboro
8. AT&T
9. Verizon
10. China Mobile

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Google, Motorola'yı Sonunda Aldı

Geçtiğimiz yıl 12.5 milyar dolar karşılığında Motorola Mobility'yi satın alacağını açıklayan Google, Çinli yetkililerin de onayıyla işlemi tamamladı. Anlaşma gereği önümüzdeki 5 yıl boyunca Android ücretsiz olarak telefonlara yüklenebilecek.
Motorola'nın tüm telefonlarında Android kullanması ve sahip olduğu geniş patent portfolyosu iki taraf için de avantaj sağlayabilir. Anlaşma onaylandıktan sonra Google hisseleri %2.3 değer kazandı.

http://www.msnbc.msn.com/id/47511661

http://www.google.com/finance?cid=694653#

Altın Fiyatları Nereye Gidiyor?

Ekonominin kötü gittiği zamanlarda altının güvenilir liman olarak tercih edildiği herkes tarafından bilinen bir gerçek ama son zamanlarda yaşananlar hiç de bu duruma uygun değil. Uzun bir ralli sonunda ons fiyatı $1.895'a çıkan altın son haftalarda  gerileyerek $1.600 seviyelerinin de altına düşmüş durumda. (1 ons yaklaşık 31.1 gr)
Avrupa Bölgesi'ndeki borç krizi ve Yunanistan'ın bölgeden ayrılacağı söylentileri yüzünden birçok yatırımcı altın fiyatlarının yükseleceğini öngörüyordu ama şu an görüntü bu yönde değil.

Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda var; altının yukarı yönlü hareketini enflasyonist baskılar tetikler. Ekonominin yavaşlamaya başladığı zamanlarda Merkez Bankası para politikası kullanıp piyasalara nakit pompaladığı için para değerini kaybeder. (monetary expansion, monetary stiumulus veya quantitative easing) Piyasalar da varlıkların değerini korumak için altına yönelir. Talep arttığı için fiyat da artar. Ama bu dönemde merkez bankalarının bu politikadan uzak durduğunu görüyoruz. Çok zor durumda kalmadıkça parasal genişleme yoluna gidilmiyor. Tabi bunun en büyük sebebi şimdiye kadar bu çözüm yolunun oldukça fazla kullanılmış olması. G8 zirvesinde bu yönde konuşmalar yapılsa da, Almanya'nın bu konuya oldukça mesafeli olduğunu biliyoruz. Fransa'nın yeni başbakanı François Hollande ve Obama'nın ısrarlarına rağmen, Merkel kemer sıkma politikasına devam edilmesi gerektiğini ifade etti. Son çeyrekte %0.5 büyüme gösteren bir Almanya'nın parasal genişlemeye gitmeyeceğini herkes tahmin ediyordur.

Amerika tarafında da işler çok farklı değil. Amerika Merkez Bankası (U.S. Federal Reserve, FED) önümüzdeki çeyrekte ekonomiyi stabilize etmeyi ve enflasyonu düşük tutmayı planlıyor. Beklentiler piyasaların orta ölçekte büyüyeceği yönünde. Faiz oranlarının sıfıra yakın seyretmesi bekleniyor. Bu durum dolar için de iyi bir işaret. Doların güçlenmesi altına olan talebin zayıflaması anlamına geliyor. Çünkü, yatırımcılar doların düştüğü zamanlarda altını tercih ediyor. 
Para politikasının yanında özellikle Avrupa'da işsizlik oranlarının artması da enflasyonun yükselmesini engelliyor.

Son günlerdeki artışın Çin'in ekonomiyi daha fazla desteklemek adına politika uygulayacağaını açıklamasının ardından gelmesi de bu tezi destekliyor. Yani altının önümüzdeki günlerde izleyeceği yön, merkez bankalarının politikaları ve dolayısıyla enflasyonun seyrine bağlı diyebiliriz.
Son olarak, altının yüksek likiditesi  sebebiyle kolay elden çıkarıldığını ve çalkantılı zamanlarda diğer zararları karşılamak için elden çıkarıldığını unutmamak lazım.

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Ford'un Yeni Reklam Kampanyası: Go Further

Markaya yer verilmeyen reklam kampanyasıyla Ford, tüketicinin marka ve kalitesiyle ilgili ön yargısını değiştirmeyi planlıyor.

Detaylı bilgiye Advertising Age web sitesi üzerinden ulaşabilirsiniz.

http://adage.com/article/news/ford-plans-farther/234753/?utm_source=daily_email&utm_medium=newsletter&utm_campaign=adage

15 Mayıs 2012 Salı

Avrupa Bölgesi Resesyondan Kılpayı Kurtuldu

2011'in son çeyreğinde %0.3 küçülen Avrupa Bölgesi, 2012'nin ilk çeyreğini %0 büyümeyle kapattı. Birçok ekonomist tarafından kabul gören tanıma göre birbirini izleyen iki dönemde negatif büyüme resesyon anlamına geliyor.
Avrupa Birliği'nin resmi istatistik kurumu Eurostat'ın bugün açıkladığı verilere göre; geçen yılın ilk çeyreği ve 2011'in son çeyreğine kıyasla büyüme rakamları aynı kaldı.

Beklenildiği gibi Yunanistan, Portekiz, İtalya ve İspanya negatif büyürken, Almanya'nın ithalat ve iç tüketim kaynaklı %0.5 büyümesi Avrupa'yı ayakta tutmuş görünüyor. Borç krizini kemer sıkma politikalarıyla aşmaya çalışan ülkeler önümüzdeki dönemlerde de buna benzer tablolarla karşılaşabilir.


14 Mayıs 2012 Pazartesi

Avrupa Krizi; Yine, Yeniden

Fransa, Yunanistan ve son olarak Almanya seçim sonuçları Avrupa'da taşları tekrar yerinden oynatacak gibi görünüyor.

Büyük hayallerle kurulan Sarkozy-Merkel ortaklığı Fransa seçimlerinden sonra bozulmuştu. Almanya seçimleri de Merkel'i zor günlerin beklediğini gösteriyor. Avrupa'da genel olarak kemer sıkma politikalarına bir tepki olduğunu söyleyebiliriz.
Dört büyük partinin son toplantısından koalisyon çıkmaması Yunanistan'ı tekrar seçime götürüyor. Tıkanan süreç ülkeyi iflasa ve Euro Bölgesi'nden ayrılmaya götürebilir. AB Merkez Bankası yetkilileri durumu hoş karşılamasa da bu ihtimal ciddi olarak konuşulmaya başlandı. Bu ayrılığın hem birlik hem de Yunanistan'a yarardan çok zarar vereceği açık ama hangi taraf daha çok etkilenir bilinmez.

AB açısından bakarsak; bu durum en çok İspanya, Portekiz, İrlanda hatta İtalya gibi ülkeleri etkiler. Bankalardan büyük çıkışlar yaşanabilir ama Merkez Bankası'nın daha önce yaptığı gibi piyasaya likidite enjekte ederek bu durumu çözebileceğini düşünüyorum. Zaten piyasalar uzun zamandır bu ihtimale göre hareket ediyor. Yunanistan'ın küçük bir ülke olduğunu da göz önünde bulundurursak AB bu durumdan az hasarla kurtulabilir. Öte yandan, bu durum Yunanistan'a yeniden kendi ayakları üzerinde durmak için bir şans verebilir gibi görünse de Drahma'nın devalüasyonu enflasyon ve yüksek faiz oranlarını tetikleyebilir. Türkiye gibi ithalata dayalı bir ekonomiye sahip bir ülkede düşük kur üreticileri zor durumda bırakır. Tabi, iflastan sonra kimsenin kredi vermeye yanaşmayacağını da unutmamak lazım.

Avrupa'daki asıl sorun üyelerin birlikte hareket etmemesi. En başa dönecek olursak para politikasını (monetary policy) kontrol eden Merkez Bankası gibi bir kurum varken, mali politikayı (fiscal policy) kontrol eden ülkeler arası bir kurumun olmaması krizin en önemli nedenlerinden biriydi. Krizden çıkmak için üyelerin birlikte hareket etmesi şart. Aksi takdirde bu yangın büyüyerek tüm ülkelere sıçrayabilir.

Kısa vadede bütçe politikaları yerine para politikalarıyla yatırım ve büyümeyi artırıp yangının daha fazla büyümesini önlemek lazım. Orta vadedeyse yapısal reformlarla piyasaları düzenleyip, borç ve banka sorunlarına Avrupa çapında bir çözüm gerekiyor. 

8 Mayıs 2012 Salı

Fransa, Yunanistan Seçimleri ve Avrupa Krizi

Pozitif Limanlardan Negatif Sulara

Merkel-Sarkozy ikilisi Avrupa'yı fırtınadan kurtarıp limana ulaştırmaya çalışırken, son seçim sonuçlarıyla Avrupa yeni bir belirsizliğe yelken açtı. 1988'den beri sandıktan galip çıkan ilk sosyalist aday olan François Hollande seçimlerden sonra ilk konuşmasında kemer sıkma politikasından (austerity) vazgeçme sinyalleri verirken, Yunanistan seçimlerinin galibi Antonis Samaras da önceliğinin AB'de kalmak ve daha da önemlisi önceki hükümetin imzaladığı kurtarma anlaşmasını (bail-out) yeniden düzenlemek olduğunu söyledi. Samaras'ın söylemlerine rağmen, Yunanistan'ın önümüzdeki senelerde AB'den çıkacağını düşünenler az değil.

Dağılan oyların etkisiyle Yunanistan'da henüz güçlü bir hükümetin kurulmamış olması politik belirsizliği artırırken, kurtarma anlaşmasını da tehlikeye sokuyor. Eğer çoğunluk sağlanamazsa seçimler tekrarlanabilir.
Kemer sıkmaktansa büyüme politikasını tercih edip, borçları azaltacağını söyleyen Fransız liderin bunu nasıl başaracağı da merak konusu. Zira önümüzdeki yıl gayrisafi yurtiçi hasılanın %3.9'una ulaşması beklenen Fransa bütçe açığı, %3 olan AB hedeflerinin üzerinde.
Öte yandan seçimlerin etkisiyle düşüşe geçen euro kutlamaların uzun sürmeyeceğini gösteriyor.

http://www.bloomberg.com/quote/EURUSD:CUR