4 Ocak 2013 Cuma

Heyecan arayanlara 2013'ün en stresli meslekleri, stres istemem diyenlere en stressizleri

Günümüz iş dünyasında stressiz iş bulmak zor ama bazıları bu konuda diğer insanlardan daha şanslı. Careercast sitesi fiziksel şartlar, büyüme potansiyeli, deadline, iş seyahati, çevre koşulları, rekabet ve hayat kurtarma gibi faktörleri ele alarak 200 işi değerlendiren bir liste yayınlamış.

Önce en stresli işler:
  1. Askeri personel (Evet askerlik yan gelip yatma yeri değil)
  2. General
  3. İtfaiyeci
  4. Pilot
  5. Halkla ilişkiler müdürü
  6. Üst düzey yönetici (Asıl stres alt düzeyde üst düzeyin stresi ne kadar bonus alırım arabamı değiştirirler mi nereye yemeğe gitsem falan bunlardır en fazla.)
  7. Haber fotoğrafçısı
  8. Muhabir (Haber muhabirlerini bilmem ama spor muhabirinin stresi bugün kimi nereye masabaşından transfer etsemdir)
  9. Taksi şoförü
  10. Polis (Bizim polisimiz daha çok adam döverek stres atar)

Stressiz olanlar
  1. Profesör
  2. Terzi
  3. Tıbbi kayıt uzmanı (Türkiye'de böyle bir meslek olmayabilir)
  4. Kuyumcu
  5. Tıbbi tahlil laboratuvarı çalışanı
  6. İşitme uzmanı
  7. Diyetisyen (Kesinlikle katılıyorum. Tüm stres kilolu vatandaşta)
  8. Kuaför
  9. Kütüphaneci
  10. Kalıp operatörü

19 Aralık 2012 Çarşamba

2013'ün Siyah Kuğuları

"Siyah Kuğu" terimi ilk olarak Nassim Nicholas Taleb'in 2007'de yayınlanan kitabıyla kullanılmaya başlandı. Eski bir hikayeye göre batıda herkes kuğuların beyaz olduğuna inanırdı. Avrupalı kaşiflerin Avustralya'da siyah kuğuları keşfetmesiyle bu varsayımın çok da doğru olmadığı anlaşıldı.
Meselenin özü: Herşey mümkündür. Hatta hiç gerçekleşmeyeceğini düşündüğünüz olaylar bazen sizi yanıltabilir. Sadece yanıltmakla kalmaz, gerçekleşmesi muhtemel olaylardan daha büyük etkiler bırakır. 11 Eylül olayları, 2008 krizi, Lehman Brothers'ın iflası veya 1990'da Irak'ın Kuveyt işgali gibi...
Deutsche Bank'ın 2013 yılı için yayınladığı raporlardan birinde gerçekleşmesi çok da mümkün olmayan ama siyah kuğular gibi ihtimali düşük de olsa gerçekleşmesi muhtemel olaylara yer verilmiş.
 
1. Amerika Merkez Bankası'nın pek de alışık olmadığımız bir para politikası uygulamasıyla piyasalardan hisse senedi alması
2. Yunanistan'ın Akdeniz'de tüm borçlarını ödeyecek miktarda bir gaz rezervi keşfetmesi
Bu da olursa söylencek tek kelime kalır geriye. "Yuh artık ya!"
3. İsveç, Türkiye ve Brezilya'nın Orta Doğu'ya barış getirmesi
İyi güzel söylemişsiniz de siz inandınız mı buna?
4. İngiliz hükümetinin düşmesi
5. Merkez bankalarının negatif faiz uygulaması
6. Kuzey Kore'nin politik açılımı
7. İran'ın daha yumuşak bir dış politika benimsemesi
Ben buna da inanmadım. Bizim kadar anormal komşuları olan başka ülke var mıdır acaba?
8. Hisse senedi ve döviz arasındaki korelasyonun kırılması
9. Güney Çin denizindeki anlaşmazlıkların patlak vermesi
Kardak krizi sadece bize özgü bi olay değilmiş demek ki... Boş adaya SAT komandosu çıkarmalar, it dalaşına girmeler gibi bilimum konularda danışmanlık verebiliriz.
10. Avrupa'nın Sahara çölünden güneş enerjisi elde etmesi
11. İklim değişikliğinin finansal piyaları etkilemesi
Finansal piyasaları bilmem ama kişisel hesapları etkilediği gerçek. Mantolama şart.
12. Gelişmekte olan ülkelerde bono piyasalarının aşırı büyüme sonucu patlak vermesi
Türkiye'den de bahsetmişler burada. Allah sonumuzu hayretsin.
13. Malezya'da 40 yıldır iktidarı elinde tutan partinin seçimleri kaybetmesi
Parti değil padişahlık olmuş artık bunlarınki...

17 Aralık 2012 Pazartesi

Neden Yoksulluk?

Yoksulluğun ne olduğunu, neden kaynaklandığını biliyor muyuz? Altyapı yetersizliği, salgın hastalıklar...? Yoksulluk kaçınılmaz mı?

Merkez Bankası'nın verilerine göre Dünya nüfusunun dörtte biri yoksulluk sınırı olan $1.25'ın altında bir gelirle yaşamak zorunda kalıyor.

İnsanların bilinçlenmesini amaçlayan "Why Poverty?" bu konuda çektiği belgesel ve kısa filmlerle bu sorunun çözümüne katkıda bulunmayı amaçlıyor.

http://www.whypoverty.net/

17 Eylül 2012 Pazartesi

Türkiye Ekonomisinin Kısır Döngüsü; Cari Açık ve Bütçe Açığı


Maliye Bakanlığı'nın bugün açıkladığı bütçe raporuna göre 2011 Ocak-Ağustos döneminde 2 milyar 105 milyon lira fazla verirken, bu yılın aynı döneminde 8 milyar 520 milyon lira açık verdi. Raporda dikkat çeken bir diğer nokta ise vergi gelirleri tahsilatının %7.5 oranında artmasına rağmen, %9.7 artan TÜFE'nin altında kalması. Yani reel olarak vergi gelirleri azalmış.
Öte yandan Ocak-Mayıs 2012 itibariyle Türkiye'nin 5 aylık cari açığı 27 milyar dolar seviyesinde kalmıştı. Geçen yılın aynı döneminde gerçekleşen 37 milyar dolara oranla cari açıkta 10 milyar dolarlık azalma olmuş.
İki açık arasındaki ilişki bu rakamlardan açıkça görülüyor. Bütçenin fazla verdiği zamanlarda cari açık artıyor. Çünkü üretim, tüketim ve yatırım harcamalarımızı ithalat üzerinden yapıyoruz. Devlet de vergiyi birçok ülkede olduğu gibi gelir üzerinden değil de ağırlıklı olarak bu harcamalar üzerinden alınan dolaylı vergilerle topluyor. Dolayısıyla bu harcamaları arttırdığımızda devletin kasasına giren vergi miktarı artıyor ve bütçe fazla veriyor.
Ekonomi fazla ısındı yumuşak inişe geçelim dediğimiz zaman da cari açık düşerken bu sefer bütçe açığı artmaya başlıyor. Harcamalarımız azaldığı için bu harcamalardan devletin elde ettiği vergi de azalıyor.
Türkiye'nin önceki dönemlerde uyguladığı ekonomi politikalarından kaynaklanan bu kısır döngüden kurtulması gerekiyor. Bu konuda yapılması gereken iki şey var. Birincisi iç kaynaklara dayalı üretimi ve ihracatı artırmak. İkincisi de vergi politikasını düzeltmek.
 

24 Ağustos 2012 Cuma

Fitch Bu Sefer Güldürdü

Geçtiğimiz dönemdeki raporlarıyla bir kısım politikacıları kızdıran Fitch Ratings, Türkiye'nin notunu artırabileceğinin sinyallerini verdi.

Raporda yumuşak inişin yolunda gittiği belirtilirken, büyüme rakamlarının tutturulması, cari açığın azalması ve enflasyonun hedeflenen seviyelere gelmesi halinde kredi notunun BBB-'den BB+'ya çekilebileceği açıklandı.

http://www.fitchratings.com/creditdesk/press_releases/detail.cfm?pr_id=758625

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kriz Ekonomisi (Crisis Economics) - Nouriel Roubini

Bu sayfada kendi yazılarımın yanısıra okuduğum kitaplar hakkında da bilgi vermeye çalışacağım. Bunlardan ilki Roubini'nin yazdığı Crisis Economics adlı kitap. New York Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olarak çalışan Nouriel Roubini, ABD'de mortgage piyasasında başlayan ve tüm dünyayı etkileyen 2008 krizinden sonra adını tüm dünyaya duyurdu. 2006 yılında yaptığı açıklamalarda krizden bahseden Roubini'ye o dönem kimse inanmak istemese de gelişmeler onu haklı çıkarmıştı. Öngörülerinin doğru çıkmasından sonra kendisine birçok lakap takıldı. En çok bilineni çizgi romanlardan tanıdığımız Dr. Doom. Ülkemizde kriz kahini diyenler de var.
Bu kitabında Roubini, başlarda tarih boyunca yaşanan krizlerle ilgili bilgi verirken sonraki bölümlerde bundan sonra yaşanabilecek krizleri engellemek için yapılması gerekenlere değiniyor.
Piyasada kitabın hem Türkçe hem de İngilizce baskısını bulabilirsiniz.






11 Temmuz 2012 Çarşamba

Zenginler Kazandığı Parayı Ne kadar Hak Ediyor?

Uluslararası araştırma şirketi Globescan'in yaptığı araştırmaya göre Türkiye'de zenginlerin kazandığı parayı hakettiğini düşünenlerin oranı sadece %20. Avustralya %61 oranla ilk sırayı alırken, krizle boğuşan Yunanistan %9 oranla son sırada. 23 ülkeyi kapsayan araştırma sonuçları uluslararası toplumun ekonomik eşitsizlik konusundaki endişelerini ortaya koyuyor. Ekonomik sorunlar yaşayan ülkelerde oran düşerken; Avustralya ve Kanada gibi ülkelerde oran daha yüksek.
Income ve Wealth Inequality farklı kavramlar olsa da aslında birbiriyle yakından ilişkili. Gelir belirli bir süre içerisinde iş veya emeklilik gibi yollardan kazanılan parayla ifade edilirken, servet hali hazırda insanların sahip olduklarıyla tanımlanıyor. Bu tanıma göre varlıklı aileler düşük gelire sahip olmalarına rağmen varlıklarından elde ettikleri gelirle yaşamlarını iyi bir şekilde sürdürebiliyor.

Bu eşitsizliği yaratan en önemli ögelerden bir tanesi merkez bankalarının uyguladığı para politikası. Örnegin faizlerin yüksek olduğu bir ortamda varlıkların getirisiyle zenginler daha da zenginleşirken, elinde varlık bulundurmadığı için yatırım yapamayan kesim enflasyonun da etkisiyle fakirleşiyor. Gelirden farklı olarak serveti sonraki nesillere miras bırakma şansınız var. Dolayısıyla nesiller boyu bu servet katlanarak artmaya devam ediyor.

Yüksek varlık sahibi bireyler bunları genelde hisse senedi ve bono gibi paranın değerini artıran yatırımlarda değerlendirme şansına sahip. Diğer kesim paralarını tasarruf hesabı ve mortgage gibi araçlara yönlendirdiği için sadece geçimini sağlayabiliyor.

Yine vergi politikasından da bahsedilebilir. Dolaylı ve dolaysız vergilerin oranı önemli bir nokta. 2008 krizinden sonra Obama'nın açıklamalarıyla başlayan zenginlerden daha fazla vergi alınması konusu hala tartışılıyor. "Sizce ekonomiyi güçlendirmek için hangisi daha iyi bir yol? Milyonerlere vergi indirimi mi, yoksa eğitim, araştırma ve sağlık hizmetlerine yatırım yapmak mı?"

Warren Buffett da Buffett Rule diye adlandırılan önerisiyle yılda bir milyon dolardan fazla kazananların %30 vergi ödemesini talep etmişti. Amerika'daki yasal boşluklar yüzünden 2008 yılında en çok kazanan 400 vergi mükellefi ortalama %18'in altında vergi ödemiş. Her biri ortalama 270 milyon dolar gelir elde etmesine rağmen ödedikleri vergi orta sınıf vatandaşların ödediklerinden oldukça düşük.

Senatör Bernie Sanders'in bu konuda yaptığı konuşma 16 Nisan 2012 tarihli konuşma.


Wealth Inequality ile ilgili olarak detaylı bilgi için bu kitaba göz atabilirsiniz.
http://www.amazon.com/99-Wealth-Inequality-Wrecking-World/dp/1609945921
Globescan araştırmasının devamı burada.